Kaydırmak mı, Kaybolmak mı? İşte Bütün Mesele Bu
“Bu kedi videosuna bayıldım 🙂 Kaydırayım… Off, bu kruvasancı nerede acaba? Kaydırayım… Denizin berraklığı şaka mı? Kaydırayım… Boğa burçları bu sene aşkta şanslıymış, yuppi 🙂 Kaydırayım… Off, bu karın kasları gerçek mi? AI mısın, insan mısın yavrum sen? Kaydırayım…”
Bir noktada insan durup sormadan edemiyor: Biz sadece ekranı mı kaydırıyoruz, yoksa özgünlüğümüzü ve psikolojimizi de mi?
Amerikan Psikoloji Derneği’nin 1.200 kişiyle yaptığı bir araştırma tam da bunu söylüyor. Sıkıntıdan kurtulmak için sosyal medyada durmadan kaydırmak, sanılanın aksine insanı daha da huzursuz ediyor. Üstelik anksiyeteyi artırıyor.
Şaşırtıcı mı? Aslında pek değil. Çünkü bu bitmeyen kaydırma hâli, dikkatimizi toplamak yerine onu paramparça ediyor. Küçük bir parmak hareketiyle aşağı ya da yana kayarken, fark etmeden yüzeysel bir dikkat moduna geçiyoruz.
Washington Üniversitesi’nden David Levy bu duruma “Popcorn Brain” adını veriyor. Yani beynin, pat pat patlayan uyaranlar arasında sürekli bağlam değiştirmesi sonucu bilişsel olarak aşırı yüklenmesi. Sonuç mu? Odaklanmak zorlaşıyor, zihin dağılıyor, duyguları regüle etmek güçleşiyor.
Derin düşünme zayıflarken, algoritma neyin güzel, neyin popüler olduğunu belirlemeye başlıyor. Böylece algoritmanın önümüze çıkardıklarına uyumlanmaya çalışan insan, giderek kendi özüyle uyumsuz hâle geliyor.
Oysa biz sosyal canlılarız; bağ kurmak isteriz. Ancak başkalarıyla bağ kurabilmek için önce kendimizle bağ kurabilmemiz gerekir. Kendimizi duymak, değerlerimizi tanımak, özümüzü bilmek önemlidir. Kendiyle bağı zayıf, iç sesine sağır olan insan; dışarıdan gelen seslerin gürültüsünde özgünlüğünü gün be gün yitirir.
Derken tuhaf bir huzursuzluk başlar. “Bir şeyler yapıyorum ama yine de olmuyor” düşüncesi içimizi kemirir. Anlaşılma ve ait olma özlemi yükselir; içsel pusulamızın ayarı bozulur. Bağ kurmaya çalışırken yalnızlaşırız.
Kaydırıp dururken, sonsuz seçenek arasında kayboluruz. “Ya daha iyisi varsa?” sorgulamasıyla beslenen kıyaslamalar, güven duygusunu aşındırır; bağlanmak, tatmin edici ve samimi yakınlıklar kurmak giderek zorlaşır. Algoritma, üzgün ya da yorgun olsan bile mutlu ve güzel görünen, hızlı tüketilen, yüzeysel paylaşımlar ister. Otantik benliğin ise kendi temposu vardır. Algoritmanın metriklerine, sezgimizi ve iç referanslarımızı gönüllü olarak teslim etmeyelim. Parmağımız ekranı kaydırırken, kim olduğumuzu da kaydırıp kaybetmediğimizi fark edelim. Belki artık bir sonraki içeriği değil, kendi iç sesimizi seçmeliyiz.
