İçeriğe geç
Anasayfa » Blog » Amigdala’nın Krallığında: Gençlik Dizilerini Neden Hala Seviyorum?

Amigdala’nın Krallığında: Gençlik Dizilerini Neden Hala Seviyorum?

90’larda Beverly Hills 90210, 2000’lerde Dawson’s Creek, One Tree Hill, The O.C. ve bugünlerde Maxton HallYani yıllardır hiç eskimeyen bir evren: gençlik dizileri. Siz de sever misiniz? Ben severim.

Gençlik dediğimiz dönem, hormonların sahnenin ortasında spotları üzerine aldığı; prefrontal korteksin ise kuliste bekleyen, “Bir saniye… mantıklı bir şey söyleyeceğim!” diye el kaldıran ama bir türlü söz alamayan stajyer gibi kaldığı yıllar. Çünkü sahnede o sırada başka biri var: duyguların, dürtülerin ve motivasyonun patronu amigdala. Amigdala hormonlarla kol kola girip her hissi dev bir kar topuna çevirdikçe; ilk aşkın kalp çarpıntısı, sınav kaygısının nefes kesen baskısı, “Ben kimim?” sorusunun yarattığı o tuhaf belirsizlik daha da büyüyor.

Belki de gençlik dizilerinin cazibesi buradan geliyor: hepimizin bir dönem büyük büyük hissettiği aşka, cesarete, dostluğa duyduğu özlemden.

20’li yaşların başına geldiğimizde limbik sistem yavaş yavaş prefrontal korteksi dinlemeye başlıyor. Amigdalanın hiperaktif halleri kontrol altına alınıyor ama bu, o dönemi hatırlayınca yaşadığımız iç sızısını ve gülümsemeyi azaltmıyor.

Gençliğinizi bir düşünün…
“Yeterince başarılı mıyım?
Yeterince asi miyim?
Yeterince özgür müyüm?
Yeterince güzel miyim?”
Sorularının aklınızda dönme dolap gibi turladığı zamanlar. Yeterince olabilmek için farkında olmadan başkalarının sizi şekillendirmesine izin verdiğiniz dönemler. Bir yandan kendinize nasıl bir gelecek kurmak istediğinizi keşfetmeye çalışmanın çaresizliği; cevabı bulduğunuzda da sınav kaygılarıyla hedefinize ulaşma çabası. Dersler, ödevler, aile beklentileri…

Ve tabii tüm bu kaousun bir de aşk var. Nabzınızı hızlandıran, gözlerinizi radar gibi tek bir kişiye kilitleten, durduk yere dudaklarınıza bir gülümse getiren, bazen de yok yere kıskançlık uçurumlarında gezinmeye neden olan o duygu. Aşk tam bir işgalcidir: Kalbi sarar, düşünceleri hapseder. Bir tahtarevalliye binmişsiniz gibi sizi bir yıldızlara doğru uzandırır bir yere çaktırır. Yine de her zaman her şeye rağmen güzeldir aşk be. Hele gençlikte daha bir güzeldir.

Bu bahsettiklerim 90’larda yaşadığım gençliğin gündemleriydi. Ama bugünün gençlerinin amigdalası çalışmak için fazladan malzeme buluyor. Filtreli sosyal medyanın özendirdiği tatiller, telefonlar, influencer evleri, sponsorlu hayatlar…Bir yanda bu parıltılı dünya, diğer yanda ay sonunu getirmek için sihirbazlık gerektiren ekonomik gerçeklik. Kahve içmenin bile lüks olduğu harçlık sorunsalı, yurt krizi, gelecekte iş bulamama ihtimali…
Üstelik bir de sosyal medyanın zehirli görünüş baskısı: 34 beden olmadan, dudak dolgusu yaptırmadan, jel tırnaksız “yeterince güzel” olduğunu kabul edebilmek… Olduğun gibi kalmanın giderek radikalleştiği bir dönem. Akran zorbalığı, zayıflayan empati kası, öfkesini güçsüz olana yöneltmeyi marifet sayan bir ortam “Ya bir şey kaçırırsam?” kaygısıyla her trendi yakalamaya çabalayan tetikte bir sinir sistemi.

Zor be…
Ben kendi gençliğimi 90’larda yaşadığım için bugün dönüp bakınca bir “Oh” diyorum. Daha kolaymış. Oysa o zaman bile zor geldiği günler vardı.

Başladığım yere, gençlik dizilerine dönersem…
Bu günlerde yine onları izliyorum. Maxton Hall’un zengin ama kuralcı babanın gölgesinde yetişmiş yakışıklı genciyle; ekonomik sıkıntılara rağmen birbirine sevgiyle tutunan bir ailede büyümüş, çalışkan ve duyarlı genç kızının imkansızlıklara rağmen filizlenen aşkı… Engeller, engeller, engeller… Ama tüm kusurlarıyla birbirlerinden vazgeçmeden kendilerinin en iyi versiyonuna dönüşmeleri ve etraflarındaki insanları da dönüştürmeleri hoşuma gidiyor.

Bu yaşta neden gençlik dizisi izliyorsun demeyin sakın. Psikolog Dana Moinian, otuzlu ve kırklı yaşlarımızın da tıpkı gençlik gibi değişim dönemleri olduğunu ve özellikle kadınların duygusal rezonans için gençlik dizilerine yöneldiğini söylüyor. Hem gençlik döneminde bizi zorlayan düğümleri zihnimizde çözmemize yardım ediyormuş hem de nostalji hissi yaratıyormuş.
Nostalji ise duygusal regülasyonun en etkili yollarından biriymiş.

E, o zaman?
Ben bir gençlik dizisi daha açayım. Siz de açın bir tane. Özlediğiniz duyguları, özgürleştiğiniz kaygıları hatırlarsınız.